24 Mayıs 2012 Perşembe

Bugün günlerden NANE


Güzel bir gün bugün. Öyle anlamlı, heyecanlı, maceralı ya da değişik hiçbir şey olmadığı halde güzel hissedilen günlerden. 

Sabahları nadiren de olsa sandviç hazırlarım işyerine getiririm. Bugünkü sandviçimin içine maydanoz ve nane sıkıştırdım son anda, ne de iyi ettim. Son anda eklenen taze nane hem sandviçime hem de günüme öyle ferahlatıcı bir tat kattı. Sonra bir an düşündüm de ben naneyi çok seviyorum. Hemen her yemeğe her içeceğe yakışıyor bana göre – çikolataya bile! Ara sıra içtiğim sigaranın bile mentollüsü güzel geliyor. Baharat sevdam zaten bilinir de, bugün daha bir anladım ki özellikle naneyi ne çok seviyormuşum ben :)
Şöyle kısaca bir araştırınca da nanenin faydaları en fazla olan bitkilerden biri olduğunu gördüm! Nane yağı, nane çayı, kuru nane, taze nane olarak çeşit çeşit kullanım alanı olan nane sindirim sistemine, mantar, bronşit gibi çoğu enfeksiyona iyi geliyor, deriye masajla uygulanınca ağrı kesici özelliği taşıyor. Ayrıca nane ağız temizliği için kullanılan en önemli içeriklerden  (ki bunu zaten herkes biliyor!). Ayrıca şöyle bir detayı paylaşmak gerekirse, nane %1-3 oranında mentol, menton, flavonoidler, fenoller, triperten ve tanen içeren uçucu yağ taşıyor. Ne güzel, uçucu yağ taşıyan bir baharat :)

Üstelik sadece yemeklerin içinde değil, tabakları süsleme amaçlı da kullanılıyor. Salatalara, en çok da kurusu yağda kavrularak çorbalara eklenince çok yakışıyor.
Madem güne nane ile başladım, o zaman nane hakkında çeşitli bilgileri derleyeyim istedim. Nane gibi bir gün dilerim..

İşte çok sevdiğim naneli yiyecek &içecekler:
-          Naneli limonata
-          Bol naneli tarhana ya da yayla çorbası
-          Naneli çikolata (özellikle After Eight)
-          Naneli kabak yemeği
-          Mantıya da çok yakışıyor!

Nane sözlüğü:

Nanemolla: Dirençsiz, zayıf kimse.
Nane yemek: Uygunsuz bir iş yapmak, bir davranışta bulunmak.
Yediği naneyi kokutmak: Olumsuzluğunu gözler önüne sermek
Her şeye nane olmak: Her şeyi bildiğini sanmak, karışmak.
Nane kokusu, anne kokusu (bu da bir atasözüymüş)

Rüyada nane görmek eğer naneyi yiyorsanız pek de iyi değilmiş :( Ama naneyi yemiyorsanız pek bi hayırlara vesile!

Tefekkür etmeye, gam ve kedere, ölüm haberi almaya; Nane almak ve yemek hüzne, kederlenmeye ve zahmetle geçinmeye; Nanenin bulunduğu yer biliniyorsa, nane ile ilgili rüyanın bu yerin sahibi ile ilgili olmasına delalet eder. Rüyada nane almak ve yemek hüzne, kedere ve zahmete işarettir.

Rüyada nane gördüğünüz günün ertesi günü hoş bir durumla karşılaşacaksınız demektir. Rüyada yeşil nane para demektir. Rüyasında nane toplayan kişi biraz çalışırsa para kazanır. Nane satın almak büyük ve sevindirici bir kısmettir. Nane, mutluluğun ve başarının işaretidir. Rüyada yemyeşil, taze nane para olarak yorumlanır. Kırlarda nane toplayan kimse çalışarak para alır. Rüyada yemyeşil taze nane para olarak yorumlanır. Kırlarda nane toplayan kimse biraz çalışmayla para kazanır. Nane satın alanda büyük bir kısmete sevinir. Nane satın alanda büyük bir kısmete sevinir.

Naneli şarkılar:

En güzeli --> Nane Limon Kabuğu (Barış Manço)
En kötüsü --> Nane Nane Nannane (Ajdar)
En bilmediklerim --> Evlerinin De Önü Nane (türkü)
                              Yaş nane kuru nane (Avni Özbenli)

1 Nisan 2012 Pazar

Teriyaki Soslu Zencefilli Biftek


Bu haftanin yemegini yine benim klasik soslarimdan ‘teriyaki sos’la yaptim. Daha once paylasmis oldugum ‘Kolay teriyaki Soslu Tavuk’ tarifime benziyor. Ufak degisiklikler ve biftek kullanarak iste ‘Teriyaki Soslu Zencefilli Biftek’ Tarifi..


Malzemeler:

250 gram yagsiz biftek
1 tatli kasigi sivi yag
1 orta boy sogan
1 dis sarimsak
1 yemek kasigi ince dogranmis kok zencefil
200 gram dogranmis mantar
4 yemek kasigi soya sosu
3 yemek kasigi balsamik sirke
2 tatli kasigi toz seker
(evde varsa) 2 yemek kasigi beyaz sarap

Yapilisi:

Sogan, sarimsak, yag ve zencefil tavada 3-4 dakika kavrulur. Ardindan kup kup dogranmis ve seker eklenmis biftek eklenerek hafif pembelesinceye kadar 5-10 dakika karistirilir. Sira soslari eklemeye gelince soya sosu, balsamik sirke, ve sarap eklenir. Karistirilidiktan sonra en cabuk biten mantarlar da konulduktan sonra kapagi kapatilip 20-30 dakika pisirilir. Arada 2-3 kere karistirip tekrar kapagini kapatin. Bir ara cok su birakacak fakat pismeye yakin suyunu cekip o lezzetli kivamli sosa donustugunu goreceksiniz. Uzarindeki maydonozlar da saksida yetistirdigim kendi maydonozlarim:) Afiyet olsun!

27 Mart 2012 Salı

Dönüp dolaşıp..


"Tebdil-i mekanda ferahlik yokmus aslinda.." diye sarkilar yazmis ya Sezen Aksu. Hani bazen cuk diye oturur ya bir sarki hissettiklerinize kelimesi kelimesine, iste simdi oyleyim ben de yine yollardan evime donus yolunda.

Iyi gelen sadece degisikliktir aslinda sirf kafaniz bozuk diye dusmusseniz yollara. Uzaklasmak için ve donunce sifirdan baslayacak hersey diye atarsaniz kendinizi yollara, yanilirsiniz ve daha buyuk bir hayal kirikligi yasarsiniz. Daha cok gezince degil daha cok gulunce bitiyor sorunlar, daha cok paylasinca, daha cok sevince, daha cok sukredince. Sarilinca, aglayinca, okuyunca, dinleyince cozuyorsunuz. Hergun soylenerek gittiginiz ofisinize, ayni saatlerde ayni yerlerde olusunuza sebep olan rutin islerinize bile tutunmaniz gerekiyor yeri gelince.

Bir kere daha bunlari dusunerek dinledim Tebdili-i Mekan sarkisini, bir kere de not edeyim bir yerlere iste...

Nereye gitsem yanimda goturuyorum cilelerimi
Valizimde tasiyorum keskelerimi bilelerimi
Havalanmiyor, oyalanmiyor ruhum ne care
Ustune hasretle dolduruyorum filelerimi.
Neresinden baslasam eskisi gibi kolay olmuyor
Kelimelere itimadim kalmadi isim cok zor.
Iri yari, kotu kalpli, boyali, geckin kadinlar gibi
Dil, coplerini naylon torbalarinda sakliyor.
Tebdil-i mekanda ferahlik yokmus aslinda
Acinin yuz olcumu yeryuzunden cokmus aslinda.
Soranlara "eh iste idare ediyormus" dersin
Iyi niyetli degillerse ustu kapali gecersin
Dilersen ara beni ya da yaz bana bir iki satir
Ya da yazma ne bileyim tutarsa tersin..

Soz/Muzik: Sezen Aksu

11 Mart 2012 Pazar

Mantarli Zencefilli Karamelize Tavuk

Kafada binbir turlu sorun, hava yagmurlu, evet ustelik Pazar..Kafami dagitmak icin once bir yemek kitaplarima bakip kendime gore bir yemek yapmak icin tum kosullar mevcutl. "En Guzel Tava Yemekleri" kitabimdan gozume kestirdigim yine her zamanki gibi "KOLAY" tarifin adi "Karamelize Edilmis, Zencefilli Tavuk Kanatlari". Tarifi yine kendi agiz tadima uyarlayarak degistiriyorum ve asagidaki her yerde bulabileceginiz malzemeleri almak icin kendimi markete atiyorum. (Mantar, soya sosu ve chili biberi tarifte yoktu, ben ekledim cok guzel oldu!)

Malzemeler:
- 6 adet tavuk kanat incik

- 6-7 adet orta boy mantar

- 1 yemek kasigi ince dogranmis kok zencefil

- 2 yemek kasigi sivi yag

- 4 yemek kasigi toz seker

- 3 yemek kasigi su

- 1 yemek kasigi soya sosu

- Toz chili biberi



Hazirlanisi:


Oncelikle bir tavanin icinde seker ve suyu ekleyerek azicik kivamli hale gelene kadar yavasca karistirin. Cok fazla seker sevmiyorsaniz bir kasik daha az kullanabilirsiniz. Atesten almaya yakin soya sosunu ekleyin. Karisimi bir kenara alin.

Baska bir genis tavada (ben Vok kullandim) sivi yagda zencefilleri kokusu cikana kadar kavurun. (tarifte yer fistigi yagi kullanilmisti, ben aycicek yagi kullandim)

Daha sonra tavuk kanatlarini da ekleyip pembelesinceye kadar tahmini 5-6 dakika kizartin. Zencefilin o guzel aromasi boylelikle tavuklariniza sinecek.

Ince ince dogradiginiz mantarlari, bir tutam chili biberi tozunu ve daha onceden hazirladiginiz karamelize sosu tavuklarin uzerine ekleyin. Karamelize sos tavada katilasmis olabilir. Bir kasik daha su ekleyip biraz isitinca kolayca eridigini goreceksiniz. Ondan sonra karisiminizi tavaya kolayca dokebilirsiniz. Biraz su birakacak fakat 30 dakikaya yakin kapagi kapali olarak pisirdiginizde karisim yogun ve lezzetli bir sosa donusecek.

Yanina noodle, makarna, pure ya da benim yaptigim gibi brokoli haslayabilirsiniz. Tatli soslari seviyorsaniz,mutlaka deneyin. Ben pisirdim, yedim ve hemen burada paylasiyorum. 

Afiyet olsun :)


16 Şubat 2012 Perşembe

Masal mı gerçek mi?


Bir varmış bir yokmuş gibi başlardı masallar. Her şey bir vardı bir yoktu. Gözyaşları, gülücükler, havadaki bulut, sevdiklerimiz, sevmediklerimiz..bir vardılar bir yoktular. Ve biz onların varlıkları ve yoklukları arasında kendi masalımızı yaşamaya koyulduk.

İnanır mıydım masallara küçükken hatırlamıyorum da severdim dinlemeyi. Ama çok da masum ve mutlu değildi aslında masallar. Güzel bir kız 100 yıl uyumak zorunda kalırdı mesela kötü büyüler yüzünden. İki küçük çocuk bir çikolata evin büyüsüne kapılıp bir cadıya yem olma tehlikesi atlatırdı. Bir kızın büyükannesini kurt yerdi. Diğer bir tanesi üvey anne ve kardeşlerin gazabına uğrardı. Aslında tüm bu anlatılanlar bizi hayata hazırlamalıydı ama öyle olamadı. Biz o kötü olaylara takılmadık hiç bir zaman. Çünkü 100 yıl uyuyan kızı yakışıklı bir prens öpüyor ve hayatları boyunca mutlu yaşıyorlardı. Çocuklar cadıdan kurtuluyor, kız büyükannesini kurdun karnından çıkarıp yerine taş dolduruyordu. Ve kötü kalpli üvey aile, sonunda yakışıklı prensine kavuşan masal kahramanımızın sarayında hizmetkar olarak çalışmak zorunda kalıyordu.

Tüm bunlardan bilinçaltımıza kalan ise aslında kötü olayların gelip geçici olduğu, her kötü olayın ardından çok güzel bir olay yaşanacağıydı. Hasta olunca hemen iyileşeceğimiz, ayrılınca birbirinin değerini anlayıp tekrar her şeyin yoluna gireceği, paraya sıkışınca birden karşımıza bir fırsat çıkacağı ve kurtulacağımız yönündeydi umutlarımız. Ama aslında belki de Morgan Freeman’ın Esaretin Bedeli filminde de söylediği gibi “Umut tehlikeli bir şeydir ve bir insanı delirtebilir!”. Gerçeklerden çok kopmadan umut edebiliyorsanız ne mutlu. Bize mucizevî umutlar aşılayan masallarla büyütülüp, ilerleyen yaşlarda gerçeklerden kopmadan umut edebilmeyi öğrenmek gerekiyordu aslında delirmemek için belki de.

Peri kızları, cadılar, prensler, canavarlar, uçan halılar, konuşan aynalar kadar çok garipliklerle, güzelliklerle ve çirkinliklerle dolu hayatımız aslında. E hadi çıkarımı size bırakmadan son cümlemi de yazayım o zaman: “Hepimiz birer masal kahramanı neden olmayalım ki!” ;)


8 Şubat 2012 Çarşamba

Sushi Askina!


Cinliler bulmus sushiyi ilk, baliklar bozulmasin diye tuzlu pirince sarmislar. Zamani gelince sadece fermante olmus pirincin icindeki baligi yemisler. Japonlar disindaki pirinci de tuketmeye baslamis. Daha sonra sebzeler girmis pirincin icine balikla birlikte, cok da yakismis. Degisik isimler almis sushi gun gectikce, ilk defa Tokyo’da 18.yy sonlarinda fast food olarak tuketilmeye baslanmis. Aslinda sushi bugun elde edilen tadini biraz da pirinc sirkesine borclu. Merak ederseniz tarihiyle ilgili tum detaylar wikipedia’da var zaten (http://en.wikipedia.org/wiki/History_of_sushi  ).

Ben Tampa’da ogrencilik yillarinda tanistim sushiyle. Su ana kadar tattigim en guzel sushiyi Soho Sushi’de tattim. O gun bugun vazgecemem Japonlarin (aslinda Cinlilerin icadi) sushi yemekten. Turkiye’ye donunce kendime yeni sushi arkadaslari buldum tabiri caizse yarattim da! Artik hadi sushi yiyelim diyince bana katilacak bircok arkadasim var. Bu da sushi keyfi yaptigimiz aksamlardan birinden bir kare.


Sushinin soya sosu ve wasabi ile yenildigi bilinir. Fakat cesitli aci soslar da sushiye cok yakisir. Benim en sevdigim sos “Sriracha Rooster Sauce”, Macro Center’da satildigini gormustum. Aslinda aci bir Thai sosudur, ama wasabiden de daha aci degildir. Noodle, spring roll gibi Asya mutfaginda bulunan diger yemeklerle de cok iyi gider.


Istanbul’da sushi icin pekcok secenek var. Kimi cok pahali, kimi orta fiyatta, kimi cok cesitli, kimi Istanbul’un en guzel semtlerinde, kimi alisveris merkezlerinin yemek katinda ama cok secenek var. O mekanlari Mine Yenilmez muhtesem ozetlemis (http://www.timeoutistanbul.com/yemeicme/makale/2366/Sushi-Rehberi ) Mekanlarla ilgili bilmek isteyebileceginiz cogu sey bu makalede var diyebilir, okumanizi oneririm. Sushi denince en yaygin ve en bilinir olan restorant Sushico’dur ama bir Sushi Express’I mutlaka deneyin derim. Sushico kadar yaygin olmasa da sushilerin lezzeti de fiyati da Sushico’dan daha avantajli diyebilirim.
Aslinda sushi cesitlerinden, sushi sozlugune kadar buraya yazmak istedigim o kadar cok sey var ki! Ama sushi ile ilgili okuyunca beni sasirtan birkac detayi paylasayim oncelikle:
-          Sushi ile sunulan zencefil (gari) aslinda sushiler arasinda gecis yaparken tadlarin karismasini onlemek icin yenir.
-          Sushi soya sosuna tumuyle batirilmaz, sadece balik kismi batirilir.
-          Bir sushi ustasi ilk yillarda eline pirinc ya da balik degmeden, mutfakta calisip gozlemleyip ogrenerek 6-7 yilda yetisir.
-          Farkli baliklar farkli bicaklarla farkli tahtalarda kesilir.
-          Fiyati 4000 dolari bulan sushi bicaklari vardir.
-          Sushi yapildktan yarim saat sonra bakteri uretmeye baslar, o nedenle hemen tuketilmesi cok onemlidir.
-          Sushinin icindeki balik kesinlikle cig degildir—genelde dondurularak soklanmis balik kullanilir.
-          Sushiyi wasabi sosu soya sosu karisimina ya da baska tur sosa batirarak yemek sushi sefine hakaret olarak sayilabilir.
Bu kadar detayi ve tarihi olan sushi artik asagidaki videodaki gibi hizlica uretilmeye baslansa da, dunya mutfagindaki ununu daha uzun yillar koruyacak gibi!

2 Şubat 2012 Perşembe

Ayrılığa Dair

Zormuş ayrılmak. Hele ki ayrıldığınız kişiyi yerleştirmişseniz içinizde göğsünüzün tam ortasına, o gidince orda sürekli yutkunma isteği yaratan bir boşluk beliriyormuş. Onu düşünmedikçe, yutkundukça geçer sanıyorsunuz ama o kadar da kolay geçmiyormuş. Yeri elbet dolar, nelerin yeri dolmuyor ki..

Zormuş ama. Beraberken onda gözünüze batan istemediğiniz her şey yok olup yerine en güzel anılarınız doluşuyormuş aklınıza. Sanki ortada hiç sebep yokken ayrılmışsınız gibi hissediyor, yeniden başlarsanız her şey yeniden güllük gülistanlık olacakmış gibi hissediyormuşsunuz. Hareketli bile olsa ayrılık içeren mısralar ilişiyormuş kulağınıza çevrede çalan şarkılardan.

Ayrılmak..hep filmlerden izlediğimiz, şarkılarını söylediğimiz, üstüne kitaplar yazılan, artık sizin de başınıza gelince hiç de o kadar basit olmuyormuş. Hayatta onca daha zor şey varken, siz başınıza dünyanın en kötü olaylarından biri gelmiş gibi davranma şımarıklığını gösteriyormuşsunuz. Hâlbuki ne kadar kolaymış “kötü giden her şeyi hayatınızdan çıkarın” diye nutuklar atmak. Uygulamaya gelince eliniz, ayağınız, kalbiniz tutuluyormuş. Zormuş ayrılmak, o telefonu eline alıp da onu arayamamak, gülümseyememek o aklına gelince.

Zormuş göğsün ortasındaki boşluğu telafi etmek sonrasında umut etmek yeniden gelecek güzel günleri. Ayrılık ölümden beter mi bilinmez ama atlatana kadar kalbiniz baya bir hasar alıyormuş.

Önemli Not: Bu yazıda geçen “kişi”, “kalp” ve “göğsün ortasında oluşan boşlukların” gerçekle bir alakası olmayıp tamamen hayal ürünüdür =)