30 Kasım 2013 Cumartesi

LOVE ROUTINE, HATE ROUTINE

Routine is peaceful yet scary.

One morning you can just wake up and say "Hey, today I will do everything differently" and you just use another route to work.

Well, not much to say about routine and below is what I feel about it.




Styling and Modeling: Özge Çelik
Photographs: Nilay Aslan

12 Kasım 2013 Salı

El izleri


El, insan vücudunun ve kişinin özelliklerini yansıtan en önemli organlardan bir tanesidir. Kişinin vücut sağlığına dikkat edip etmediği, mesleği, genel hassasiyet durumu gibi pekçok şey ellerinden anlaşılabilir. Elde irili ufaklı yirmi yedi tane kemik vardır. (http://tr.wikipedia.org/wiki/El)

Bir bebek gelir dünyaya. Görmez, bilmez, korkar..avuçlarının içinde hisseder annesinin parmağını, sıkıca kavrar elleriyle. Anneyle, insanla, doğayla ilk temasıdır o ve hiç kimse söylememiştir ona elini veren birinin parmağını sıkıca kavramasını. Elleriyle tanışır anneyle ve dünyayla, sıkıca tutar bırakmaz.

Birbirini tanımayan iki kişi elini uzatır birbirine. İlk izlenim o anda edinilir, mesafeli midir karşıdaki, ilgili mi, samimi mi o an bir fikir edinilir. Eski zamanlarda insanların silahsız olduklarını kanıtlamak için birbirlerine ellerini göstermesiyle oluşmuştur bu tanışma ritüeli aslında. 

İki dost oturmaktadır yan yana; birinin eli diğerinin omzunda. Konuşmaya gerek yoktur. “Yanındayım” der dostu ihtiyacı olana bir dokunuşla. “Geçecek” der, “güçlü ol” der, “dert etme” der. İhtiyacı olan kişi neyi duymak istiyorsa onu der omuzdaki o el.

Bir çiftçi elleriyle tohum serper bereketli topraklara. Elleriyle sular, elleriyle çapalar, elleriyle bakar. Makineler hiçbir zaman tamamıyla yerine geçemez o ellerin. Toprak demek el demek, el emek demektir kanımca.

Ellerini gökyüzüne kaldırır isyan eder, dua eder, umut eder, şükreder insanoğlu. Ellerini yüzüne kapatarak şaşırır, utanır, ağlar, gizler, sevinir. El ele tutuşarak aşkla tanışır iki küçük kalp. Ele ele tutuşup yürür iki küçük dost. El izleri insanın her yaşında, hayatın her yerindedir.

“El ver” deriz yardım isteyince, “el at” deriz şu işe, “el emeği göz nuru”dur, “el işi”dir çoğu zanaat. “El ele verip” üstesinden geliriz sorunların, “el elden üstündür” deriz gurur yapmadan. “El sallarız” birbirimizi bir kez daha görmeyi umut ederek.

Işıkla, renkle, gölgeyle, dokuyla, hareket ederek, şekle girerek eller çok yakışır fotoğraflara. Fotoğraflarımda başrol bu sefer ellerde.









Not: El modelliğimi yapan Gözde Varışlı'ya teşekkürlerimle:)

24 Ekim 2013 Perşembe

Tatil, bisiklet ve sonbahar

Kuşadası-Gün Batımı
Kendini işsiz sanacak kadar çok uzun süren tatil biter. Kilo aldığını fark edersin.  Yemek yapma, düşünme, fotoğraf çekme, öylesine durma ve tekrar düşünme fırsatın olmuştur bolca. Senden hiç bir şey beklenmemiştir bu süre zarfında, hiç bir sorumluluk yoktur omuzlarında. O yüzden, bolca düşünürsün mutlu musun, beklenti içinde mi, pişman mısın, müteşekkir mi..,

Bazı duygular keşfedersin içinde, aynı bisiklete binmek gibidir bu hisler de: uzun süre içinde hissetmediğinden gitmiş sanırsın ama bir gülüş, bir söz, bir tadla geri döner. Birazcık için sızlar sonra gerçek dünyaya dönersin o hislerin cazibesine kapılmadan; çünkü arkasından gelecek gözyaşları korkutur gözünü. Birazcık anımsayıp güzel yanlarını hissettiklerinin, birinin arkasına bile bakmadan çekip gitmesini izler gibi öylece izlersin. Bisiklet sürerken rüzgarın yüzüne çarpması sarhoş etmiştir zamanında seni de, bir daha bisiklete binmek istemeyecek kadar kötü düşmüşcesine veda edersin o hislere işte.  

Yoğunluktan bunları düşünmeye fırsatının olmadığı, seni içine alan, yoğuran, değiştiren, özlem dolu ama yenilikleri de içinde barındıran ve sürprizleri olduğunu umduğun şehir artık seni çağırmaktadır. Dönüş valizine tüm getirdiklerinin yanında bu duyguları yerleştirip o şehre koşarsın. Umut ederek; bir gün bisikletten düşmüş birinin bisiklete korkmadan binebilecek cesareti tekrar içinde hissedebileceğini. 

Nice uzun, kafa dinlemeli, sorgulamalı tatillere..


Şirince yolları-Basmaya kıyamam

17 Eylül 2013 Salı

Eylül'de Murakami Başkadır



Bu yıl çabucak Eylül oldu, Eylül oldu ve hava çabucak soğudu. Eylül her sene olduğu gibi bu yıl da huzur dolu.


Bu yılki Eylül’üme Haruki Murakami damgasını vurdu. Yazın okunan 1Q84’ün etkisiyle, “Sputnik Sweetheart”ı bitirdim, yetmedi Sahilde Kafka’ya başladım bu ay; ve öteki dünyaların öyküleri yeni yeni soğumaya başlayan, bir ılık bir serin, kararsız havaya çok yakıştı! Bu Eylül Haruki Murakami’nin kitapları Hermann  Hesse’in yanında yerini aldı en favorilerim arasında.


Hermann Hesse’in hikayelerindeki “büyünün” farklı bir coğrafyaya uyarlanmış halini buldum Murakami’nin kitaplarında. Çok mutlu oldum! Sidarta ile Hindistan’a gitmek istemiştim 13 yıl önce, şimdi koşa koşa Japonya’ya!


Kitapta anlatılan Japon karakterleri canlandırdım kafamda, kitaptaki kahramanların dinledikleri müzikleri dinledim tekrar tekrar. Kitabı sadece okumadım..merak ettim-okudum, okudum-şaşırdım, şaşırdım-hayran oldum, hayran oldum-araştırdım, araştırdım-öğrendim kitabı okudukça.


Bu Eylül de şaşırtmadı beni huzur doldu, bana yeni başlangıçlar sundu.


Şimdi sıra tüm koşturmaca ve telaşın ardından karbeyaz Ocak’ta.. O zamana kadar herkese huzur dolu bir sonbahar diliyorum!


İlk göz ağrısı..1Q84

Milan-Sputnik Sweetheart

Sıradakiii!
Trende Murakami keyfi:)


9 Ağustos 2013 Cuma

Herşeye rağmen bayramdı.


Bayramdı..

Bazıları için "huzur" kelimesinin hissedilmeden iletilen bir kısa mesaj içinde kullanılmaktan ibaret olduğu, bazıları için bir domates tarlasında sabah erkenden domates toplamaya gidilen öylesine günlerdendi aslında.

Bayramdı, babası ömür boyu hapse mahkum edilen evlatlar, çocuğu evden çıkıp bir grup cani tarafından dövüldüğü için geri dönememiş, umarsız bir kurşuna kurban gitmiş kardeşler, birbirini anlamak yerine sürekli eleştiren, kavga eden, yargılayan kitleler vardı. Ama herşeye rağmen bayramdı işte...

Bayramdı, herşeye inat, yanında olmak istediklerimizin yanına koştuğumuz, yanımızda olmak isteyenlerin. Bir saat daha erken görüşebilmek için size sitem edebilecek insanların olması hayatınızda güzeldi.

Bir sene önce bugünü hatırlayıp, şimdiye şükretmek ve geleceğe daha umutla bakabilmek birlikte..

Bayramdı, sevginin herşeyden daha değerli olduğunu bir kere daha hissetmek, yazmak, okumak, anlatmak için yeni bir fırsat. Yeni tanıştığın yaşlı bir kadının, sırtını sıvazlayarak güzel sözler söylemesinin içini ısıttığı..

Bayramdı, arkadaşının mutlu günü, diğerinin koşturmacası, bir annenin yorgunluğu, çocukların neşesiydi.

Bu yazıyı okuyan herkese, nice, dolu dolu ama gerçekten ve herşeye rağmen HUZURLU bayramlara...

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Empati yazilari - 1





"Hikayelerini bilmediklerimizdir en çok düşman olduklarımız" (Slavoj Zizek)


Bu cumle, empati hakkinda yazilacak onlarca sayfanin ozeti aslinda..cunku empati yapamadiklarimiz aslinda tam olarak anlayamadiklarimizdir. "Neden oyle diyor", "Neden oyle yapti", "Neden beni anlamiyor" diye hep soru isaretleri vardir empati yapamadigimiz insanlar icin kafamizda. Ve hemen kendimize gore veririz cevaplari. Onyargilarimiz yuzunden ve olaya karsi KENDI bakis acimiz cercevesinde baktigimizdan, karsimizdaki insani anlamadan, aslinda ondan almamiz gereken ama KENDI yarattigimiz o cevaplara inaniriz.

Arkadas, aile, komsu ya da yoldan gecen bir yabanci hic farketmez. Empati yapabildigimiz zaman kazaniriz bir insani. Empati yapamayip kendi dar cercevemizde kalinca da kaybederiz, yipratiriz her turlu iliskiyi.


Dedim ya en basta..Yazacak, soylenecek cokca kelam var bu konuda. Empati benim tek kelimelik mottom insan iliskilerinde. Hatta empatiyi abartip kendime zarar vermemem gerektigini ogrenmeye calisan bir insan olarak, hem de empati yapmayi insanlara ogretmeyi kendine misyon edinmis biri olarak buraya kucuk bir not duserek baslamak istedim bu konudaki yazilarima. Cok basit, tek sormaniz gereken "onun yerinde olsam, onun icinde bulundugu kosullar icerisinde bulunsam ne hissederdim, ne yapardim?". Sonrasi kendiliginden gelisiyor zaten, hersey duzeliyor.


Ozellikle sevdiginiz insanlara sikica tutunun, ve onlara kizinca kendinizi onun yerine koyun. Hikayesini bilin, dusman olmayin..Ictenlikle kalin!





22 Nisan 2013 Pazartesi

Sweet and sour beef with mushrooms



Ingredients:

400-500 g beef - cut into small pieces
10 mushrooms - sliced 
Some spring onions and/or onions finely sliced
A clove of garlic
2 teaspoon sliced ginger
Vegetable or sesame oil to fry

To marinate the beef:

2 table spoon brown sugar
2 table spoon soy sauce
1 table spoon white wine or rice vinegar
1 table spoon balsamic vinegar
1 table spoon corn flour
Preparation:


Mix the sugar, soy sauce, wine or rice vinegar, balsamic vinegar, corn flour and marinade the beef in it for 45 minutes.

Heat oil in a hot wok or heavy based pan.

Add the beef and stir-fry for one minute, stirring constantly to prevent beef from sticking together.

Remove the beef and leave the remaining oil to stir in garlic, ginger and onions and cook on medium heat for 1 minute. Stir constantly.

Return beef to the wok and stir-fry for 2 minutes. Cover and cook until the sauce is sticky.

Bon apetit :)