21 Mart 2013 Perşembe

Siir gunu hatirina siir tadinda



"Balkonumdaki sumbulum acti mi bahar gelmistir"
Siir gunuymus bugun,ayrica  ekinoksmus, "down sendromu farkindalik haftasi" ve nevruz ayni zamanda.. Ayni gunde kocaman anlamlar. Martmis aylardan, baharmis mevsimlerden, gun guzel gecmis ve dostlarla keyifli bir sohbetle bitmis.

Keyifli bir sohbetle bitti gun ve ben daldim dusuncelere. Hayallerimi aldim elime, geldim evime.. Dileklerim hep dilimde; yanimda olmak isteyen insanlar yanimda olsun ve iyi insanlar.. ve HUZUR olsun.  Oykum kaldigi yerden devam etsin.

Siir gununuz kutlu olsun!

EVRENSEL BALLAD

Bir öykümüz olsa, duyan öyküsü sansa..
Öykümüz böylece dallanıp-budaklansa..
Bir sevi'den, bir övü'den, o bizim öykümüzden
Giderek buluşan eller evreni sarsa..
Öykümüz de büyür büyüklüğümüzden;
Herkes sevi'sinde evreni kucaklarsa.


Ozdmeir Asaf

14 Mart 2013 Perşembe

Bir plaza calisaninin orguyle imtihani..


Bir bereyle baslayan orgu hevesimi ilerletmekti sadece amacim. Hic dank etmedi ki bir bereyi bile 1 hafta10 gunde bitirebilmem. E yun de almistim birsuru Eminonu’nden. Once ‘selanik modeli’ nasil orulur youtube araciligiyla bir guzel ogrendim. Sonra 100 ilmek at, dumduz or, yeterli uzunluga gelince ucunu birlestir tak boynuna. Yani ben oyle saniyordum..
Disari cikmaya mecalim olmadigi bir gun basladim ormeye is donusu. Bilgisayarda aylardir bitiremedigim dizinin 4. sezonu acik. 1 bolumde ancak 5-6 sira orebildigimde nasil bir ise giristigimi anladim. 'Oyle annelerin, teyzelerin ordugu kadar hizli olmayacak bu is anlasilan' dedim. Sonra 1 hafta gecti ben tekrar sislerimi aldim elime. Bu sefer kararliydim, oyle 2-3 sira orerek bitmeyecekti bu boyunluk. Siz deyin uc ben deyim dort saat sonra bitti boyunlugum. Cok da hos oldu. Ama ertesi gun cikti acisi ortaya; omuz boyun iptaldi, ustelik gunlerden Pazartesi!

Bir de ‘ne oldu’ diye soranlara ‘orgu ordum uzun sure, boynum tutuldu’ deyinceki bakislari paha bicilemez..Plaza insanisin sen orgu senin neyine di mi, haftasonu Uludag’a git, Yoga yap, ne biliyim birsuru moda hobi var. Neyse ki yilda bir iki wakeboard yapiyorum da kurtariyorum karizmayi.

Orgu? Tabi ki yine orecegim! Daha sirada gelecek kis icin orecegim sari angora kazagim var. Ama bu sefer yavas yavas, onumde daha on ay var..Agrisiz, sizisiz bol hobili gunler:)
 

3 Mart 2013 Pazar

Göz G-öre G-öre biter kış!

Şubat ayında çocukluğumda annemden öğrendiğim ama simdiye kadar zaman ayiramadiğim “örgü”ye ağirlik verdim; bu sayfaya “Her Telden” demenin hakkini vermek adına ;)

Kis mevsimini uğurlarken ördum de ördum. Kötü düsünceler aklima giremedi ben hangi ilmeği ne yapacağimi,  kac sira öreceğimi,  ne renk yun kullanacağimi dusunmekle meşgulken!  Ve ortaya sevimli berelerim, dusunduğumden biraz daha büyük ama yine de kullanisli boyunluğum cikti :)

Orgü örmeye baslamam Aydin'da ablamla alisveriş yaparken başladi. Bu beyaz ve lacivert yumakları aldim boyunluk örebilmek icin.

Oncesinde model denemeleri yapmak icin saatlerce örüp ve 4-5 kere zamanima yana yana ördüklerimi söktüm. Sonradan sadece lacivert yünlerim icin ve 6 sira harosa 3 sira düz seklinde örüp boğum boğum görünen bu bildigim modeli sectim. Annemin de yardimiyla kış bitmeden kullanabildim.


Sonra tamamen benim kendi emeğimle  beyaz ve kircilli yumaklardan olusan ponponlu beremi ördüm. 60 ilmekle baslayip beyaz kismi lastik olarak ördükten sonra ilmekleri 2 kati arttirarak kircilli yüne geçtim. (120 ilmek olacak sekilde) Bir sira 6 düz  4 ters, bir sira tamamen ters seklinde örerek son 5 parmak uzunluk kalinca her sırada 2 ilmekte 1 ilmek keserek örgüyü 50 ilmege düsürdüm.


Berenin en zevkli kismi ponpon yapmakti :) 2 adet tekerlek seklinde kesilmiş karton parcasina ipi dolayip keserek pofuduk bir ponpon olusturdum (youtube'da detayli anlatimlar var)


Hemen aksamina beremi takabildim :)


Sirada sari angora yunlerimle öreceğim kazak var. Onu da ancak gelecek kişa bitirip giyerim sanirim.

Bol hobili, stressiz gunler!


14 Şubat 2013 Perşembe

Hayat Bahanelerle Güzel

Çok önceleri, nerede ne zaman okudum hatırlamıyorum ama insanlar sahip oldukları bilezik, saat, yüzük gibi bir eşyayı kaybettiklerini öğrendiklerinde hissettikleri “anlık” acıyı (süreden de emin değilim de) birkaç gün hissetmeye devam etseler ölürlermiş. Bu ve benzeri ne çok durumla karşılaşıyoruz büyük, küçük ne çok acı yaşıyoruz. Kötü sözler, gidişler, vefasızlıklar, unutulmalar, keşkeler, niyeler, ümitsizlikler, bekleyişler,…derken koşturmaya devam ediyoruz işte. Çünkü kendimizi korumak için her yaşta, yaşamın her anında, her durumda kullanabileceğimiz bahanelerimiz var.

İyi ki de var. Yoksa aynı bedensel olarak kötü hissettiğimizde psikolojimizin de kötü etkilendiği gibi, psikolojik olumsuzluklardan da bedenimiz etkileniyor ve hastalık belirtisi olarak tepki veriyor. Hatta buna tıpta “somatoform bozukluk” deniyor; yani bu linkte açıklandığı şekilde psikolojik acının bedenselleştirilmesi.

Bugün sevgililer günü ve “sevgilimin olmayışı hiiiç umrumda değil; hem kapitalizmin oyunları bunlar” diyerek her duruma, koşula uygun, her yaşta insanın kullanabileceği ve kendimizi iyi hissetmemizi sağlayacak bahanelerimizi aşağıda sıralıyorumJ

Planladığımız tatili yapamayınca: Seneye daha erken planlar giderim zaten uçak biletleri çok pahalıydı.
Beklediğimiz mesaj gelmeyince: Belki de benim mesaj atmamı bekliyordur, ben atayım.
İstediğimiz elbiseyi alamayınca: Modası geçince giyemeyecektim, istediğim rendi de yoktu.
Bir dersten kötü not alınca: Gelecek dönem düzeltirim.
Sevgilimizden ayrılınca: Kendi kaybeder.
Aldatınca: Bir anlıktı, onu sevmiyorum, seni seviyorum, bir daha olmayacak.
Aldatılınca: Bir anlıktır, beni seviyor ve şuan benimle birlikte, hem bir defadan bişey olmaz.
Hakkında dedikodu yapılınca: Kimin hakkımda ne düşündüğü önemli değil.
İşten ayrılınca: Sevmediğim işi yapamazdım.
İşten ayrılmak isteyip ayrılamayınca: Şu şartlarda iş bulmak zor, hem belki de gittiğim yerde daha mutsuz olacağım.
Çocuğun tembelse: Zeki ama çalışmıyor.
Çocuğun yaramazsa: Hiperaktif benim çocuk, fazla zekadan oluyormuş.
Erkek arkadaşın çirkinse: Ama çok sempatik
Kız arkadaşın çirkinse: Ama çok iyi bir kız.
Kiloluysan: Ne yesem yarıyor, aman ben bu şekilde mutluyum.
Zayıfsan: Yiyorum yiyorum kilo alamıyorum, aman ben bu şekilde mutluyum.
Kocan eve geç geliyorsa: Çok çalışıyor, işkolik benim kocam.
Fotoğraf kötü çıkınca: Hiç fotojenik değilim.

Ve her koşula uygun bahanelerimiz DÜNYANIN SONU DEĞİL Kİ ve HERŞEYDE BİR HAYIR VARDIR..

Bu gibi bahaneler bulun işler yolunda gitmeyince. ya da bir şekilde kendinizi şımartın!

Şu tatlıyı yerken dünyayı unuttum ben geçen mesela!
Kafanıza hiçbir şeyi takmayacağınız, güzel bir gün diliyorum..

25 Ocak 2013 Cuma

Ocak bitmeden..



Belki doğduğum ay olduğundan, belki de kış insanı olduğumdandır bilemem ama Ocak ayı içimi ayrı bir huzurla doldurur.
Ocak ayı beyazdır, sakindir ve bana hep çocukken babamın anlattığı masalları hatırlatır. Eskiden tüm o masalları babamın benim için yazdığını ve o masalları bir tek benim bildiğimi düşünürdüm-- demek küçükken başlıyormuş kendimizi özel hissetme isteğimiz… ki bu konu başlı başına başka bir yazı konusu:)

Ocak ayı beyaz olduğu kadar da masalsıdır benim için. Ocak ayında karlar kraliçesi çıkar beyaz kalesinden dışarı. Ve yine Ocak ayında prenses krala onu tuz kadar çok sevdiğini söylediği için saraydan kovulur.

Ocak ayında açan çiçek çok kıymetlidir, içilen şarap, açan güneş, yaslanılan omuz, içilen sıcak çorba…her anın tadına varacağınız bir kış diliyorum.

Bahsettiğim masallar:
The Snow Queen - Hans Christian Andersen http://en.wikipedia.org/wiki/The_Snow_Queen
(Ayrıca Disney bu masalı film yapıyor. Film “Frozen-The Snow Queen” adıyla 2014 (hem de Ocak'ta!) Türkiye'de gösterime girecekmiş: http://www.imdb.com/title/tt2294629/?ref_=fn_al_tt_2)

Tuz prenses (bu hikayenin birkaç versiyonu var. Ama benim hatırladığım versiyonunu Google da bulamadım o yüzden link vermiyorum. Benim hatırladığım versiyonunda, babasını tuz kadar sevdiğini söyleyince saraydan kovulan prensesi koruyan ve haklı olduğunu göstermek isteyen bir peri, kralın ülkesini lanetliyor ve ülkede tuzların hepsi yok oluyordu!)

24 Aralık 2012 Pazartesi

2013'ün yolunu gözlerken..


Kendi bakış açımı değiştirmedikçe hiçbir yeni yılın “yeni” olmayacağını anlayacak kadar çok şey yaşamış olarak yazıyorum bu yılki “yeni yıl” yazımı. Ama işaretleri değerlendirmeden de edemiyorum. O açıdan sanki “geçen seneden daha çok şey bekle benden, geliyorum” diye de fısıldıyor yeni yıl kulağıma.
Ama belki de nokta koymak lazım bazı şeylere yeni yılla birlikte. Bitmeyen (ve bitmesi de çok işe yaramayacak) işler, başlanmış ama artık zaman ayrılmayan hobiler, çoktandır gidilmek istenip de gidilmeyen yerler, çoktandır söylenmek isteyip de söylenmeyen sözler, görmek isteyip de göremediklerimiz diye devam eden bir listesi vardır eminim herkesin. Malum internet, Twitter, Facebook özlü söz kirliliğine maruz kalıyoruz bu günlerde ya hani; yüzlerce kişi tarafından, yüzlerce kere paylaşılmış “Dedemin İnsanları” filminden bir cümle var: "Çünkü bilirsin noktayı koymak ne kadar zor olsa da tamamlanmış cümleler eksik kalmışlara göre daha az acı verir.” O yüzden aslında yeni yılda bu yönde adımlar atmak istiyorum. Bir şekilde nokta koymak gerekiyor ve bu iki şekilde oluyor: ya sonsuza kadar vazgeç ya da tamamla.
Bu önemli kararlar bir yana, bu sene kendime yapılacak minik ama mutlu edici bir yapılacaklar listesi hazırladım.
-          Sevdiklerine mektup/kart yaz, kendi elyazınla, renk renk, kokulu kokulu, süslü püslü.
-          Daha çok pekmezli süt iç, sıcak sıcak, her seferinde çocukluğuna göz kırparak.
-          Daha çok yemek ve pasta tarifi dene, başarısız olunca yeniden dene.
-          Kendine bir şövale al, resim çiz.
-          Bilmediğin semtlere git ve bilmediğin yeni restoranlar keşfet.
-          Fotoğraf çek, kendin için çek, projeye dahil olunca sorumluluğa dönüşünce yapamıyorsun.
-          Evde sürekli zencefil bulundur, çaya, limonataya, yemeklere ekle mutlu ol.
-          Surat astığın her an kendine gülümseyecek yeni bir şey bul.
-          Yorulduğunda dinlen, ama miskin olma.
-          Beklentilerini hayatındaki tek amaç haline getirme.
İşte yeni bir yeni yıl listesi, yapınca mutlu olacağım, yapmayınca çok da pişmanlık vermeyecek. Herkese tüm planlarını gerçekleştirebilecekleri, çok güzel bir yıl diliyorumJ

10 Aralık 2012 Pazartesi

Tarçın kokar Aralık..



Kalın giysilerime bürünüp huzur bulduğum, kendimi dinlediğim aylar geldi artık. En güzel Ece Temelkuran ifade etmiş olabilir neden kış aylarını sevdiğimi: “Kış kadınlarının zamanı geliyor..Yaz mevsiminin şımarıklığına ne yapsa ayak uyduramayan kadınların.” diyerek.

Yazınki o koşturmaca, o sıcaklar, o “evde oturup da ne yapacağım, atayım kendimi dışarı” telaşı biter. Ancak canım çok isterse ya da çıkmama değerse çıkarım evden. Dışarısı soğukken en çok da içimi ısıtmak isterim. Yaptığım işlere daha çok yoğunlaşırım ve kendimi daha çok dinlerim.

Evde daha çok zaman geçirdiğim için bir de daha çok yemek yaparım:) Kış ayları demek aşure demek, salep demek, sütlaç demek ve en önemlisi hepsine çok çok yakışan tarçın demek. O yüzden Aralık ayı baharat olsa tarçın olurdu bence; işte bol tarçınlı elmalı pasta yaptım geçen Pazar ben de. Daha önce yapmadığım için bir baz tarif gerekiyordu. Oktay Usta’nın sitesinden aldım tarifi ve yine ufak değişikliklerle bir şeyler yaptım kendimce. 


İşte tarifi:

Hamuru:
1 Su bardağı nişasta
1 çay bardağı sıvı yağ
1 yumurta
2 çorba kaşığı tereyağı (gramlı tarifleri hiç sevmiyorum yaşasın çorba kaşığı, bardak, kase vs.!)
2 çorba kaşığı yoğurt
Yarım paket kabartma tozu
1 paket vanilya
Aldığı kadar un (kulak memesi kıvamını bilmiyorsanız, elinize yapışmayacak ama aynı zamanda kuruyup dağılmayacak şekilde bir hamur diyebiliriz,  ama Oktay Usta’nın sitesinde yazan 16 çorba kaşığından da çok daha fazla un aldı benim karışım)

İç harcı:
2 çorba kaşığı toz şeker
3 çorba kaşığı pekmez (bunu da tarife ben ekledim ve süper oldu)
6 adet rendelenmiş ortaboy elma
3 tatlı kaşığı tarçın
(İsterseniz ceviz de koyun ben koymadım yine de beğenildi)



Yapılışı:
Tereyağını eritin, sıvı yağı da ekleyin, yumurta ve pudra şekeriyle çırpın. Sonra yoğurdu ve nişastayı ekleyip çırpın. En son vanilya, kabartma tozu ve un. Diğer yandan bir tavada rendelenmiş elmalar, pekmez, şeker ve tarçını bir tavada güzelce kavurun. Pişince pekmez tadı hiç gelmiyor ve karamelize olmuş bir elma tadı elde ediliyor. Hamuru ister kare yapıp içine bolca elma harcı koyup uçlarını bohça gibi birleştirerek, isterseniz de benim yaptığım gibi yuvarlak açıp yine içine bolca elma harcı koyup poğaça gibi sarabilirsiniz. Sonra da üstüne 2 küçük çizik. 190 dereceli fırında üzeri pembeleşinceye kadar pişirin ve üzerine pudra şekeri serperek servis yapın.

Mutfağınızdan güzel kokular eksilmesin :)